Çağımızın Belası Kanser (2)
Hülya Tuğyan ÖZSÜMEN

Hülya Tuğyan ÖZSÜMEN

Çağımızın Belası Kanser (2)

Çok değerli bilim adamımız Sayın Seyit Yüzüak ile kanseri konuşmayı sürdürüyoruz;

Peki hücrelerimiz neyi ya da neleri ayarlıyor bu biyolojik saat ile?

Neredeyse bedenimizi sağlıklı bir beden yapan her şey örneğin, hormonlar, enzimler, metabolik olaylar ve bu olayların hangi hızda olacağı, vücut ısısı, besin sindirimi, eskiyen hücrelerin temizlenmesi, DNA tamiri, hücre içi üretim ve tamir mekanizmaları evet bir hücreyi hücre yapan, bir dokuyu doku yapan, bir bedeni beden yapan neredeyse bütün faaliyetler bu iç saate, biyoritme bağlı olarak düzenlenir. Hücresel biyoritm tamamen bedenimizdeki ışık reseptörlerinin algıladığı ışık ile başlayıp gündüz boyunca aktif olmak, karanlık ortamda, gecede ise gündüz boyu icra edilen hücresel faaliyetlerin artıklarını temizlemek, bozulmuş hücresel mekanizma ve yapıları tamir etmek, yenilemek ve yeni güne hazır olmak için kurulmuştur. Bizim bu kurulu hücresel düzene, sisteme ve zamanlamaya uymayan ve hatta bu sistemi zorlayan nasıl bir hayat tarzına sahip olduğumuzu ciddi ciddi düşünmemiz gerekir.

seyit-yuzuak.jpg

Peki, nasıl bozuyoruz bu biyolojik ritmi? Mesela, gözlerimiz kapalı olsa ya da karanlık bir odada bulunsak bile bedenimiz sahip olduğu ışık reseptörleri sayesinde içinde bulunduğu zamanın gece mi gündüz mü olup olmadığını algılar ve bu bilgiye göre hücre içi ritmi ayarlar. Günümüzde güneş ışığının yerini alan o kadar çok ışık kaynağı var ki (sokak, bina, oda lambaları, tv, telefon vs).

Peki ya gece dinlenmesi gereken bedenimize geç saatlere kadar müsaade etmeyip uyumamak ve üstüne bir de geceleri yemek yemek, atıştırmak. Günümüzde kullandığımız ışık kaynakları ve teknoloji sayesinde hücre içi gündüz ve gece saatleri karışmış,  gece vakti yeme alışkanlıklarımızla hücrelerimizin enerji politikasını ve düzenini sekteye uğratmış ve netice olarak kanserin meydana gelmesi için adeta bilmeden yalvarır duruma gelmişiz. Bir yandan sağlıklı olmak için savaşırken diğer yandan da kanser olmak için adeta yarış halindeyiz. Buraya kadar almamız gereken mesaj özetle şu ki: bedenimizin, hücrelerimizin bir biyolojik saati var ve bu saati biz belirlemiyoruz. Bu biyolojik ritme hiç müdahale etmesek aslında saat gibi işleyecek ama biz bu saati, bu ritmi devamlı bir şekilde yeme alışkanlığımız,  uyku düzenimiz ve hayat tarzımız ile bozmaktayız. Kanseri kendi elimizle davet etmekteyiz. Peki, yeme alışkanlığımızın, neyi ne zaman nasıl yediğimizin kanser ile alakası nedir? Nasıl bozuyoruz biz bu hücresel biyoritmi?

kanser_hedef.jpg

Hücre İçi Enerji Üretimi (Neden yeriz, içeriz):

Bütün hücresel sistemi, dokusal ve organizmal yapıyı, bütün bedenimizi ayakta tutan,  harekete geçiren, olmazsa olmaz diyeceğimiz en önemli ihtiyaç nedir? Tabiki enerji…  Mesela elimize bir saat alalım, kol saati ya da duvar saati. Bu saatin çalışması için ne gereklidir? Tabiki bir pil, bir batarya, yani bir enerji kaynağı. Pilsiz, bataryasız bir saatin çalışmadığı nasıl bir gerçek ise bedenimizi oluşturan hücrelerin sahip olduğu biyolojik saatin çalışması için enerjiye ihtiyaç duyması da o kadar elzem bir ihtiyaç ve gerçektir. Bugün günlük hayatta kullandığımız enerjinin olmadığı bir hayat, bir dünya düşünün. Bir an enerjiyi hayatınızdan çıkarın ve olacakları tahmin edin. Felaket değil mi? Benzer şekilde, bedenimizin de bir enerji ihtiyacı, enerji elde etme mekanizması, enerji döngüsü vardır ve bu enerji girdi – çıktısı hücresel biyolojik saatimizle paralel, koordineli ve uyumlu işleyerek hücre iç dengesinin korunmasında ve ilerlemesinde rol alır. Her nesnenin düzensizliğe (entropi) doğru akıp gittiği bu evrende, bütününü koruyabilmek ve yenebilmek için enerji üretmeye, çevirmeye ve kullanmaya ihtiyaç duyar hücrelerimiz.

bagisiklik.jpg

Hayatımızda enerjiden bahsediyorsak aslında gezegenimizde neredeyse bütün enerjinin kaynağı olan güneşten ve onun ışığından bahsediyoruz demektir. Bu hayatta her şey ama her şey güneş ışığı ve onun evrildiği farklı formlardır. Yani, güneş ışığını yeriz, içeriz. Nasıl mı? Bitkiler fotosentez ile güneş ışığını kullanıp suyu ve karbondioksiti parçalayarak glikoz  (şeker) sentezler ve böylece ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürür. Bu foto sentetik enerji kaynaklarını otoburlar tüketir ve böylece kimyasal enerji hareket ve ısı enerjisine çevrilir. Otoburları tüketen etoburlar da bu enerji akışını ve transferini devam ettirir. Biz de enerjimizi bu otoburları ve etoburları (gıdalarımızı) tüketerek elde ederiz. Peki, enerjimizin kanser ile bağlantısı nedir?

Enerjimiz biyolojik ritimle eş zamanlı ve uyumlu olarak üretilir,  kullanılır ve evrilir ise hücrelerimiz ve bedenimiz sağlıklı bir şekilde yapı ve işlevini koruyabilir.  Biyolojik ritimle uyumlu enerji üretimi yapmak ve hücre içi dengeyi koruyabilmek için de ne yediğimizi, biyolojik saate göre (keyfimize göre değil!) ne zaman yediğimizi, ne kadar ve nasıl tükettiğimizi bilmemiz ve farkında olmamız gerekir. Peki, ne, nasıl, ne zaman ve ne kadar yediğimizin kanser olmakla arasındaki bağlantısı nedir? Bu soruya cevap verebilmek için de hücrelerimizin yediğimiz ve içtiğimiz gıdaları nasıl kullandığına, bu gıdaları nasıl enerjiye çevirdiğine ve enerjimizin elde edildiği, yeryüzünün en gelişmiş enerji santraline, hücrelerimizin mitokondri organ elinden bahsetmek gerekir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum