Toplumumuz nereye gidiyor?
Hülya Tuğyan ÖZSÜMEN

Hülya Tuğyan ÖZSÜMEN

Toplumumuz nereye gidiyor?

Artan nüfusla birlikte çoğalan siteler ve bu sitelerde büyük kitlelerle birlikte yasama zorunluluğu, güvenli site arayışı, rahat edeceğimizi düşündüğümüz ortamlar, insanları başka problemlerle karşı karşıya bırakıyor.
En önemlisi geleceğimizi, vatanımızı, milletimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin kuralsız, hodbin, şımarık yetişmeleri ve anne babaların sonsuz müsamahaları, üstüne üstlük ebeveynlerin çocuğuna bir tokat atmasının, öğretmenin öğrencisine kızmasının suç olması, gelecek nesillerimizi bekleyen felaketi gözler önüne sermekte. Sürekli doğru olsun yanlış olsun her yaptığı alkışlanan çocuklar gelecekte nasıl bir ebeveyn olacaklar düşünemiyorum bile. Bütün öğretmenler şikayetçi, gençler öyle saygısız tutarsız davranışlarda bulunuyorlar ki, suç olur diye hiç bir şey söyleyemiyoruz diyorlar. Çocuk terbiyesi konusunda ciddi bir toplumsal çalışma yapılmalı.
Tabii ki çocuklarımız, evlerimizi gül bahçesine çeviren yavrularımız, en kıymetlilerimiz, onlara her istediğini vererek, asla hayır demeyerek iyilik yaptığımızı mı sanıyoruz. Asla, eğitim sistemimiz malum, öğretmenler gençlerin saygısızlığından şikâyetçi, çocukları, ilk mektep olan aile ortamında eğitmesi gereken anne babalara ne demeli. Çocuklarına en iyi akıllı telefonu alıp başından savan anneler, babalar ise zaten saatlerce yorgun argın işten güçten çocuklarıyla ilgilenecek hali kalmamış, cep telefonlarından medet bekliyor. Hiç olmazsa çocuk anne babasının kafasını şişirmiyor. Yediği önünde yemediği arkasında zaten, oh ne ala memleket.
Bu konuya niye girdim derseniz sevgili okurlar oturduğum sitede kendine, herkesi rahatsız etme hakkı bulan çocuklar daha ziyadesi arkalarındaki anne babaların çocuklara bu hakkı vermesi. Üç aylara girdiğimiz şu mübarek günlerde şivlilik diye Konya da bir adet var. Bu güzel günlerde anne babalar evde oturup çocuklarına üç ayların önemini anlatan değerli bilgiler vermesi gerekirken, güzel menkıbelerle çocukların dimağlarını süslemeleri gerekirken, küçük hediyelerle bu kutsal günlerin önemine dikkat çekmeleri gerekirken, bizim ailelerimiz ne yapıyor? Çocukların ellerine bolca para verip, dışarı salıyorlar, gece yarılarına kadar sokaklarda torpilleri patlatıp, yaşlı mı var, hasta mı var, çocuk mu var, insanları rahatsız ediyor muyum? diye en ufak bir kaygıları bile yok, düşüncesizce, ortalığı savaş alanına çeviriyorlar.
Doktorlar whatsapp'tan ısrarla yazıyor, defalarca acile gelen gözünü kaybeden çocuklar görüyoruz. Aman dikkat edin, bu çok tehlikeli bir oyun diye. Emniyet yetkililerine soruyorsunuz, patlayıcı maddeler yasak değil mi diye, cevap evet yasak ama elimde iki polis memuru var, hangisine yetişsin. Ayrıca ben Konya ‘da o kadar az polis memurumuz olduğunu bilmiyordum, bu vesileyle öğrenmiş oldum.
Gece geç saatlere kadar o gürültüyü çekmek zorundasınız, başka çareniz yok. Avrupa'da akşam olunca herkes evine çekiliyor, AVM bile yok gezip dolaşacak, sessizlik hâkim, belli yerler müstesna. Çünkü herkes sabah erkenden kalkıp görevinin başına koşmak zorunda. En büyük problemi ben şurada görüyorum, çalışmayan, üretmeyen, bol bol gezip, vaktini günlerde geçiren ev kadınlarımız, bari üretime katkınız yok , çocuklarınızı eğitmeye adayın kendinizi.
İşyerimde,herkesimden insanla sohbet ediyorum. Gelirlerinin yetersizliğinden dem vurmakta insanlar, asgari ücretin yetersizliğinden dem vurmakta. Kardeşim, bir evde 20 yaşın üstünde üç dört kişi var, bir kişi çalışacak, diğerleri yan gelip yatacak, evin hanımı gününden gezmesinden, süsünden püsünden feragat etmeyecek, evin genci, okuyorum diye ana babasına sırtını yaslayacak evin genç kızı bunalımdayım havalarında yan gelip yatacak, evdeki öbür gencimiz, en büyük hayali olan arabasını alıp maaşının dört beş yılını ipotek edecek, evin beyinin canı çıksın. Bir kişi çalışacak diğerleri yiyecek. Nerde bu bolluk. Hangi dünyada yaşıyoruz. Evdeki dört kişi çalışsa bir havuz oluşturulsa, herkes sorumluluğunu bilse…
EV temizliğine giden kadınlar, günlük 150 TL'den aşağı kabul etmiyorlar, herkes işçi arıyor, bizim insanımız kendini yormadan masa başında oturacağı iş istiyor. Bilgisayar başında  olacak, hiç durmadan cep telefonuyla oynayacak, patron telefonu bırak derse, zalim patron olacak. Maalesef insanlarımız böyle bir yaşama şartlandırmış kendilerini, istisnalardan bahsetmiyorum.
Yarın birgün bu gençler nasıl sorumluluk alıp, iş hayatına atılacaklar, anne babalarının başlarına dert olacaklar, çalışma yok, disiplin yok. Bir yakınımın oğlu, cep telefonuyla oynuyor diye patronuyla tartışıp işten atıldı, düşünmüyor ki işveren senin iş saatinde o işle ilgilenmen için para veriyor, sigortanı ödüyor, yemeğini veriyor. Kılık kıyafetine müdahale edince patron despot oluyor. Bu kişi de Türkiye'nin en ünlü okullarından birinden mezun, yabancı dili olan vasıflı bir genç. Yine bir genç kızımız özel bir şirkette iş buluyor, fakat üniversite mezunu bu entel kızımız, kurallar yüzünden bir türlü hangi işe girse kısa sürede çıkıyor. Çünkü kurallı yaşamaya alışmamış, ona göre işe geç gitmekte bir sakınca yok, istediği kıyafetle işe gitmesinde bir sakınca yok, işveren asla hiç bir şeye karışmayacak, devamlı aynı şeyleri yapıp durmaktan sıkılmakta.
Gençleri daha küçük yaşta iş hayatına ve disipline alıştırmamız gerekirken 22 – 23 yaşına kadar üniversitede okuyan gençlerimiz iş hayatına nasıl adapte olacaklar. Vasıflı diye bir genci işe alayım dedim, mesleği üzerine bilgisi sıfır olan gencimiz, baktım masasını bile silmiyor, neden masanı silmiyorsun dedim. Benim işim değil, ben silemem diye cevap verdi, elini kolunu kavuşturup oturacak, sen beyefendinin masasını sileceksin, maaşını verip sigortasını ödeyeceksin, adam mesleğini bile öğrenmeye tenezzül etmeyecek, maalesef bir kişinin yaptığı işi üç kişi yapıyor. Bu gençleri daha küçük yaşta aile ve ilkokul öğretmenleri eğitmeli bence, sonra çok geç kalınıyor. Belki de ben daha çok bu tarz gençlerle karşılaşıyorumdur, bilemiyorum, ama çok şikayet aldığım için bu konuyu bugün masaya yatırdım.
Bir diğer önemli hususta insanlarımızın çok fazla psikolojik sorunları, sıkıntıları var. Hiçbir şeyden memnun olmayan bir halimiz var. İnsanlarımız dertlerini dinleyecek bir mercie çok ihtiyaç duyuyorlar. Hükümetimiz her mahalleye bir bekçi olmasından yana, bu çok güzel bir uygulama, bunun yanında, her mahalleye bir psikolog ataması da gündeme gelse, toplumumuzun ruh sağlığı için genlerimizi yönlendirmek için çok faydalı olur diye düşünüyorum, okulda rehber öğretmenine bazı çocuklarımız açılmaktan çekinebilirler.
3 aylarınızı kutlayarak, sağlıklı günler diliyorum. Allah’a emanet olunuz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum