Gülümse genç kal!
Pınar Yalçın Özsoy

Pınar Yalçın Özsoy

Sağlıklı Yaşam

Gülümse genç kal!

Yaşlanmanın etkilerinden olumsuz yönde zarar görmemek için yapılacak üç temel kural var; sağlıklı beslenme, egzersiz, kaliteli uyku. Hemen her yerde konusunda uzmanların bilgi paylaşımlarını ve tavsiyelerini görebiliyoruz. Birini kaçırsak bir yerde mutlaka birine denk geliyoruz. Televizyon programları, radyolar, sosyal paylaşım ağları gibi mecralardan haberdar oluyoruz. Kimi zaman gördüğümüz, duyduğumuz bu bilgileri sohbetlerimizde tartışıyoruz.

1-(2).jpeg

Geçenlerde bir programda, sorunsuz DNA yapısına sahip olarak doğan her insanın ortalama yüz yirmi yıl yaşama şansı olduğu anlatılıyordu.Yaşadığımız yüzyılda insan ömrünün bu kadar uzamasının bir sebebi de hijyenin önemsenmesi olmuş. El yıkama, tuvalet, banyo kültürünün kazanımı sayesinde, bulaşıcı hastalıkların eskisi gibi yaygın olmaması ölüm oranlarını doğrudan etkilemiş. Enfeksiyonla karşılaşılan durumlarda önlem almak, yayılmasını engellemek ancak son yüz elli yılda cerrahi operasyonlardaki sterilizenin de sayesinde durdurulabilmiş. Ömrün uzamasındaki önemli sebeplerden biride uzun süren savaşların olmaması.

Önceki çağlara baktığımızda eski Mısır’da insan ömrü 18 yılken, ortaçağ Avrupa'sında ortalama 30 yıl, ikinci dünya savaşı sonrasındaysa 50 yıla çıkmış. 1997 yılında Jeanne Calment 122 yıl 164 gün yaşadıktan sonra hayatını kaybetmiş. 2019 Şubat ayında ise dünyanın en yaşlı insanı Koku İstambulova 130 yaşında vefat etti.

1-(5).jpeg

Uygulanan ambargolar, kıtlıklar, hastalıklar dönemini atlatan dünya, uzayan insan ömrünü gelişen teknoloji ve anti aging uygulamalarla genç tutmaya çabalıyor. Sektörlerin ve sosyal medyanın gücüyle değişen ve dayatılan bir güzellik algısı oluştu. Hepimiz yaş alırken yaşlanmamayı istiyoruz. Hiçbir şey yapamıyorsak çektiğimiz selfie (özçekim) lerde kullandığımız filtrelerle dilediğimiz görüntüye kavuşuyoruz. İyi görünmek ve beğenilmek istiyoruz.

Öyleyse yazımın başında bahsettiğim üç temel kuralla birlikte diğer önemli noktalara da değinelim;

Vücudun en temel ihtiyaçlarından oksijeni alırken doğru nefes alıp vermeyi önemsemeliyiz. Uzunca anlatılacak bir başlık nefes konusu. Merak etmeyin lafı uzatmayacağım :) Çoğunlukla kullandığımız ve yetersiz olan göğüs nefesi yerine, diyafram nefesini öğrenip alışkanlık edinmeliyiz. Bu nefes teknikleri için ufak bir araştırma yapabilirsiniz. Oksijeni yeterli düzeyde aldıktan sonraki işimiz, yeterli su tüketimi. Vücudumuzun yüzde 70’i sudan oluşuyor. Gün içinde sarf ettiğimiz efora göre, mevsime göre, yaş, cinsiyet, kilo gibi değişenlere göre almamız gereken su miktarı var. Uzmanlar, günde ortalama 1,5 - 2 litre su içilmesi gerektiğini söylüyor. Yeterli suyu içip içmediğimizi de idrar renginden anlayabiliriz. Koyu idrar vücudun suya ihtiyacı olduğunun göstergesiyken açık renkli idrar yeterli su tükettiğimizi gösterir.

1-(8).jpeg

Son tavsiyem ise gülümsemek. Yapılan araştırmalar gülümsediğimizde endorfin hormonunu salgıladığımızı ispatlıyor. Bu hormon mutluluk verirken stres seviyemizi düşürüyor. Hatta içinizden gelmiyorsa bile zorla gülümseyin. Beyin gerçek yada sahte gülümsemeyi ayırt edemiyor. Her iki gülümsemede de aynı kaslar çalıştığı için beyin hormon salgılamayı komut ediyor. Kalp - damar hastalıklarının daha az görülmesi, iyi bir hafıza ve ağrı eşiğinin yüksek olmasını sadece gülümseyerek sağlayabiliriz.

Sıralanacak daha bir çok faydası olan gülümsemeyi unutmayın. Gülüp güldürdüğümüz mutlu günlerimiz olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum