Ah Basın Vah Basın!!!
Yerel basınla ilgili bir yazı için bilgisayarın başına oturdum ama ulusal basının son zamanlardaki durumu hatırıma gelince konuyu daha geniş bir pencereden kaleme almaya karar verdim.
Hepimiz gündemi takip etmek, bakış açımızı zenginleştirmek için gazete okur, haber seyrederiz. Görsel ve sanal medyanın yazılı basına göre en büyük avantajı gelişmeleri daha hızlı bir şekilde takipçilerine duyurması. Birçoğumuzun şahit olduğu üzere pek çok gelişmede yazılı basının daha hızlı hareket ettiğini görmekteyiz.
Eskiden her gazetenin farklı bakış açıları sunan haber ve köşe yazısı politikası vardı. Günümüzde yazılı basının adeta tek ses olduğunu görüyoruz. Daha vahim bir durum ise gazetelerin çizgilerine göre bazı haberleri görmezden gelmeleri, sanki bahis konusu gelişmenin hiç yaşanmamış gibi gösterilmesi. Bunun en son örneğini TRT için çekilen bir dizinin çekimlerinde yeterli güvenlik tedbirleri alınmamasından dolayı bir çocuğun ağır yaralanması haberi oldu. Yazılı ve görsel basın olayı önce görmezden geldi. Şehrimiz insanının, benim gibi pek çoğumuzun sevgili Ömer Faruk’un facebook hesabından gelişmeyi duyurmasıyla haberi oldu. Benzer durumlar ülkemiz adına gurur veren olay ve kişiler bahsinde daha çok yaşanıyor, yayın ideolojilerine uymayan profildeki bu başarılı kişiler basında yer bulamıyor maalesef.
Konuyla ilgili bir başka olumsuz durum da genellikle spor sayfalarında yaşanmakta. Futbolla yatıp kalkan basınımız diğer branşlarda ulusal başarılara ve bunların müsebbiblerine layık olduğu değeri vermemekte. Bunun en son örneği sekizinci kez ülkemize altın madalya kazandıran milli güreşçimiz Rıza Kayaalp olayıydı. Bu muhteşem başarıyı küçük sütunlar ayırarak gören basınımız, futbol antrenmanlarına ya da kısır söz dalaşlarına daha fazla yer ayırdı, hatta bu tür konuların belki de tek takipçisi ve duyarlı davranan ismi Hıncal Uluç, Kayaalp’e meslektaşları adına ‘Bizi affet ‘ diye seslendi köşesinde.
Makalelerinde günübirlik konulardan ziyade kalıcı ve bilgilendirici mesajlarıyla okuyucuyla buluşan köşe yazarları baştacımız oldu, çünkü sayıları öylesine az ki, aynı durum gazetelerde de yaşanmakta yazık ki. Yusuf Kaplan, Erol Göka, Mahmud Erol Kılıç, Faruk Beşer, Ömer Lekesiz, Gökhan Özcan gibi pek çok kıymetli yazarı bünyesinde barındıran Yeni Şafak, Pazar günleri verdiği Açık Görüş eki ile Star gazeteleri bu konuda bir adım önde, sayılarının artmasını ümit ediyoruz.
Konu epey çetrefilli, kapsamlı, söylenecek pek çok şey var, bu konuya devam da edeceğim ama yazıyı bitirmeden bu şehrin insanı ve zamanında yerel basına da aktif olarak hizmet etmiş biri olarak, sorumluluk babından yerel basınımızla ilgili de müsaadenizle kelam etmek isterim: Başta spor sayfaları olmak üzere imla noktalama; özellikle de –de, -da, -ki yazımı, cümle düşüklükleri, anlam karmaşıklığı, yanlış benzetmeler ve örnekler yerel basınımıza emek veren insanlarımız adına en büyük üzüntümüz maalesef. Yerel basınımızın duayenlerinden birine konuyu açtığımda ve naçizane yardımım olur mu dediğimde bizden geçti Yusufçuğum demiş ve beni daha da üzmüştü. Abimizin yazılarındaki problemlerin daha vahim bir şekilde devam ettiğini görmek hüznümüzü devam ettiriyor yazık ki. Bu konuya da devam edeceğim inşallah, anılar ve örnekler eşliğinde….
