Yusuf Alpaslan (Eğitimci - Yazar)

Yusuf Alpaslan (Eğitimci - Yazar)

Düşünceye Saygı

Meçhul Roman

Abi bundan sonra bir araya geldiğimizde bir yazarı ve eserini konuşalım dedin, sözleştik, ilk hangi kitabı okuyacağız diye ısrarla sormama rağmen, söylemediğin gibi, şimdi konuşacağımız kitaptan öyle gizemli bahsettin ki, üstüne de yaratıcı yazarlık kurslarında, edebiyat derslerinde mutlaka değerlendirilmesi gereken bir kitap dedin, sadece bekle, sabırlı ol dedin, dört gözle bekledim ve nihayet o gün geldi çattı. Şimdi heyecanla seni dinliyorum… Evet, düzenli olarak gittiğim bir okuma grubunda bir bir misafirimiz vardı o gün, bir roman yazmış, onunla ilgili kısa bir hasbihal oldu, kitabı bir yere not ettim, fakat araya başka kitaplar girdi, unuttum. Bir gün yine değer verdiğim bir arkadaşım tiyatro çalışması yaptığını, romandan uyarlama olduğunu, kısmen içeriğinden de bahsetti. Kastettiği roman not ettiğim romandı, merakım arttı, internette biraz araştırma yaptım. Birisi; ‘ Tashih ve redaksiyonunda zevkle bulunduğum bu eseri iddialı bir şekilde öneriyorum.’, Sinema Akademisyeni, Öğretim Görevlisi olan bir başkası; ‘“Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim. Eserin bütün öğelerini hesaba katarak, yani son tahlilde, yetkin bir roman özellikleri taşıdığını düşünüyorum.” Son olarak da Editör, Roman Okutmanı ve yazar titrlerine sahip biri de; ‘……., büyük oranda üslup sorununu aşmış, profesyonel ve öncü roman özellikleri taşımaktadır.” Şeklinde yorumları görünce  ben de hemen kitabı satın aldım ve okumaya başladım. Abi bak şimdi daha da çok meraklandırdın beni, hadi kim yazmış, adı ne, söyle artık!.. Bunu unut bir kere, romanın adını, yazarını sana söylemeyeceğim, neden böyle yaptığımı sözüm bitince anlayacak ve bana hak vereceksin, başlayalım mı? Evet abi, can kulağıyla dinliyorum seni. Kitabın tanıtımında konusu şu şekilde verilmiş: Cahit, liseden üniversite yıllarına kadar bir tarikata katılır. Üniversite yıllarında İşrakiyyun felsefesinin de etkisinde kalarak kendisine vahiy geleceğini sanır. Bunu arkadaşlarına söylediğinde tarikattan tasfiye edilmekle kalmaz,  Vasıl gibi en samimi dostları tarafından da dışlanır.

Okuduğu üniversite uzadıkça uzar. İşsiz, parasız ve yalnızdır. Bir gün rüyalarının geçmişte olduğu gibi vahiysel bir çağrı olduğunu sanarak rüyasında gördüğü kadın yüzünü barlarda aramaya çalışır. Ama gerçekler engeline çarpar. Yaşadığı gerçeklik travmasından sonra rüyalarının vahiy olduğunu düşünmekten vazgeçer. Geçmişini unutarak dünyevileşmek ister. İş bulup yepyeni dünyevileşen bir insan olmaya çalışsa da bunu başaramaz. Kâbusları, geçmişte bıraktığı inanç ve aşkları yakasını bırakmaz…         


Aşk, din, ideoloji ve suç dörtgeninin köşelerinde rol alan roman kahramanları, yaşama tutunamayan tutkularıyla kalabalıklarda yalnızdırlar. Bu yüzden de önlerinde sadece bir seçenek kalmaktadır. Ötekileştirilmiş yaşamlarını düşlerinde yeniden üretmek. Pekâlâ, rüyaların sonu nasıl biterdi?

Gayet güzel ve orijinal bir konusu varmış. Dur sabret dedim sana, herşey şu anda normal, adım adım gideceğim ve tane tane anlatacağım sana, bolca alıntıyla değerlendirmelerimi destekleyeceğim, çünkü duyunca bana hak vermeyeceğini, yanlış ve acımasız davrandığımı düşünecek, inanmayacaksın bana: Cahit, lisede girdiği tarikatın da etkisiyle uç davranışlar sergiler, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle uyum sorunları yaşar, nihayetinde okuldan atılır, okulu dışardan bitirir, dirayetle çalışarak üniversiteyi kazanır. Fakat üniversite yılları istediği gibi geçmez, okulu uzadıkça uzar. Ailesiyle arası açılır, parasız ve evsiz kalır, girdiği tarikata sığınır, uç görüşleriyle burada da barınamaz. Bir çeviri işi bulur, iyi paralar kazanarak, arkadaşıyla bir ev satın alırlar. Rüyalarının tesiriyle kendini peygamber gibi görmeye başlar, farklı arayışlara girer, yıllar sonra lisedeki arkadaşlarıyla karşılaşır, onlarla yaşadıkları anlatılır, kitabın ikinci bölümü Cahit’in arkadaşlarından Cem’in maceralarından müteşekkildir. Tamam abi, konuyu da özetledin fakat ben hala bu kadar yüceltmeni, kitaba neden böylesine gizem kattığını, neden edebiyat derslerinde, yazma kurslarında değerlendirilmesi gerektiğini anlayamadım. Yazar güzel bir konudan çıkış yapıyor, kültürle hemhal olan, bilinçli birçok insanın yaşadığı ya da yaşayacağı bir çok buhranı, savrulmayı anlatmak istemiş, yani pek çoğumuzun kanayan yarasına işaret etmiş.Bir de söz konusu ettiğim çevrelerde gerçek bir roma sıkıntısı yaşanıyor, roman yazan kişi çok az bu çevrelerde, dolayısıyla yazanların da şevkini kırmamak gerek, gayemiz kitabımızın yazarı gibi, bu az sayıdaki insanı kaybetmek değil, kazanmak. Romanın yazarının da gerçek anlamda okuduğu, kendini iyi yetiştirdiği belli, ama yazmak apayrı bir mesele. Konunun önemi ve yaralayacağının verdiği vahametten de olsa gerek vurgulamalardaki ve kurgudaki zamansız aşırılıklar temel teknikleri alt üst edip geçmiş. Biraz dahi sakin, acele etmeden, yoğrula yoğrula yazılsa ya da bundan sonraki roman ya da romanlarda bu durumlara dikkat edilse çok daha başarılı numuneler çıkacak inancındayım. Daha fazla uzatmayacağım tamam, her şeyi normalmiş gibi göstermeyi, lafı eveleyip gevelemeyi, gizemi bırakıyorum. Lütfen yani!!! Tamam, tamam, önce küçük şeylerden. Kitap baştan sona imla yanlışlarıyla dolu. Ayrı yazılan –de, -da’lar, -te, -ta şeklinde; hoşça kal baştan sona hoş çakal şeklinde, git gide; gülücük, gülümseme serpiştirmeler, Cahit Özge’ye imledi, imledi, imledi falan o kadar çok ki, tekrarlar, yeni yazım denemeleri ama bunlar çelişkilerden göze batıyor, yapay duruyor. Diyaloglarda, hangimiz kalabalık muhabbetlerde karşımızdakine her seslendiğinde ama her seslendiğinde isminin başına Hey der mesela, vesaire vesaire… Ne var abi bunda olabilir, yazım hatası baskı hatası…İnsanlık hali gözden kaçmıştır. Önce ben de öyle düşündüm ama kitabın başından sonuna kadar durum değişmiyor. Neyse diyerek okumaya devam ettim. Tasvirler, benzetmeler art arda çöreklenmeye başladı başıma, örnekler vereyim dur sana:

Yalnızlığın ve rüyalarımın bana ağır geldiğinde, bir ikindiüstü ya da bir akşam, yarı alkollü bilinçle bir dışardaki olarak sadece olana bitene seyirci kaldığım

  Anlayamadım cümleyi, elden geçmesi lazım. Dur bölme beni sonuna kadar bir dinle,  devam ediyorum:

Üstgeçidin altından geçen gürültü akışları…

Egzotik bir bitkiydim, sevimsiz görünümlerimle…

İkindi rüyalarımda gölgesiz ağaçlara yaslanan, uykulu kadın yontusunu bulamadım.

Bir süre ayakta dikili kalarak onu seyrettim.

Oturdum ve karşılıklı olarak konuşmaya başladık.

(…) bir parça zar zor konuşan, sarhoş bir edayla

Bendeki olanı sen kavrayamazsın

Her an kendini savunuda hissediyorsun

Derinlemesine suskunluktum.

Soğuk su musluğunu açtım.

Kazınan midem ve rüyalarımda hep bana sırıtan cinnet sesleri fazla uyumama izin vermedi. Cebimdeki paraya baktım, bu para bana bir sabah kahvaltısı yapmazdı.

Kendini acındırma gafil yakalanan kız

Düşünsel evrimleşmenin araçlara yansıyan o niteliksel dönüşümünü kurguladım.

Yağmur sonrası açılan gün ışığı…

Ne kadar uzun süre denizle söyleştiğimi bilmiyorum.

Tren gelesiye kadar…

(…) O ise bana, ertesi gün bu saatlerde yine boş olduğunu söylüyor. Ben ise ona (…)

(…) Tahmin ediyor olmalısınızdır.

Özge ve Cahit hesabı ödeyip kafe bahçesinden dışarı çıkarlar.

Yorganı kafama çektim. Uyumaya varıyordum.

Kahvaltıdan sonra yine amaçsız dolaşmalarımı sürdürdüm.

Özge’yle şehir merkezlerinden birine indik.(…)

Aç gözlerini küçümseniyorsun.

Meryem uçuşan eteğiyle: Bunları nerden biliyorsun? Gözün görmüyor ki!

Beni yatağa atmadan önce böyle söylemiyordun ama. O sadist işkencelerle dolu fantazyalarını benim üzerimde uygulamadan önce… Böyle söylemiyordun

Cahit, Meryem’in taksiden inebilmesi için yardımda bulunuyor. Nihayet inebildiler.

Duş yapıp işe gitmeliyim.

(…) Eğer Özge kazara beni ziyaret etmeye gelmişse (…)

Evlere multimedya yerleştiriliyormuş televizyon ve bilgisayar artık tek bir şey sadece sesleri ve görüntüleri programları veyavideo oyunlarını elde etmeye depolamaya ve dönüştürmeye değil aynı zamanda interaktive kanalıyla dünyadaki herhangi bir ağa bağlanmaya uygun bir alet.

Bu arada film de oldukça ilginçmiş.Bir iş adamının yükselişini ve düşüşünü içeren bir konusu olması bir yana kaotik dozaj da oldukça yüksekmiş.

(…) hafakanları atmış (…)

(…) giriş kapısından içeriye girer girmez el yordamıyla bulduğum boş koltuklardan birine oturdum.

Merdivenlerden çıkıp sinemanın külüstür kafe salonuna girdim.

Çok güzel ifadelendiriyorsun ama bazı vasıflar beni karşılamıyor.

Kız motosikleti çalıştırır ve üzerine binerek uzun farlarını yakar.

Sigarasını çekerek şömine ateşini seyrediyor. Yalımlanarak parlayan alevleri, (…)

Hem bu yazarlar eylemsel varlık olan insanızehirliyor, amacından saptırıyordu. Bir afyondular. Biz fizyolojik varlıklardık, olanaklı deneyimsel olanınduyularıyla tanımlayabilirdik kendimizi, her şeyi. Gerçeklik üretebilenler soyut gerçekliğin sahiplerine (…)

Bir an korkudan sıçar Meryem.

(…) hesap klasörünü garsona uzattım.

Suat, gömleğini çıkarıp çıkardığı gömleği odada gezdirir.

‘Ne o çabuk kesildin! Alçak oyunlarını bırakıp yaşamaya mı dönmeye karar verdin? İşte gerçek oyun bu, sıkıysan devam et.’

Yazık! Yazık! Kaybettin, neredeyse en değerli sevgilim oluyordun.

Cebimizdeki paralar ancak eve dönebilmemize yardım eder. O kadar.

Fahişe üniformalı genç bir kız(…)

O gün gece geç vakitlere kadar çıldırmış gibi barları, meyhaneleri tekrar aradım. Gayet iyi bir şekilde bulamamıştım.

Lolita, elinde para ve cüzdanla içeri girince Çakal sustu. Herkes tetik aldı. (…)

Artık seninle diyalog kurmak istemiyorum.

Sessiz sokak opel taksinin kornasıyla yankılanıyor.

Bir gün Meryem’i motorumun arkasına atarak şehir dışında uçurumlu bir yola saptım. Motorla çok sert kavisler çizmeye başladım, köşeleri dönerken yerle çok az mesafe kalıyordu.

Bir an şişe götü kalın entelektüel gözlükle bunu denemeye çalıştıklarını düşündüm ve kahkaha attım.

Bir cumartesi öğlesi elinde gitarıyla odama kadar gelmişti.

Neden sinema filmlerine abartı ilgi duyarlar? Herhalde koltuklarına oturduklarında yaşanmamışlıklarını görürler.

Kendisi için gerekli eşyaları çantasına doldururken, pılını pırtısını toplarken, odasına, bir hoş çakal ağıtı içinde mırıldanıyor.

Umursamazca kapıyı açıp (…)

Oğlan pasif bir ses tonuyla: (…)

Cem aniden kızın üstüne saldırır.

Abi dur yeter, hem görsem daha iyi olacak notlarını, başım ağrıdı, görerek hatalara daha iyi odaklanacağım, gerekli dersleri de çıkarmış olurum. Ben de senin gibi düşündüğüm için alıntıların hepsini koyu yazdım, bir de örneklerin hepsini sana okumadım, bazılarında da gerekli olan kısımları aldım sadece.

(Uzunca bir süre alıntılar dikkatle okunduktan sonra)

Abi bazı cümleleri uzun yazayım derken anlam kopmuş, biraz da romana entelektüel hava katmak için anlaşılması zor tamlamalar, kelimeler kullanmış. Böyle olunca romanda örnek davranış, konuşmalarla, düzeysiz durumlar da ölçüsüz değişimler birbirine girmiş. Dur bitireyim de ondan sonra sana istediğin kadar söz vereceğim. Roman, tiyatroyla roman arasında gidip geliyor. Diyaloglardan önce konuşanların isimleri de her konuşmadan önce tek tek veriliyor, parantez içlerinde adeta tiyatro senaryosu gibi açıklamalar da yapılıyor. Bu durumdan dolayı yazar sanki tiyatroyla roman yazma konusunda kararsız kalmış, sonra da bunları düzeltmemiş zaten. Mesela ara zamanlar da veriliyor. Mesela üç dakika önce, beş dakika önce, kızarak, titreyerek gibi parantez içi ara açıklamalardan sonra diyaloglar ve eylemler devam ediyor. Nasıl yani? Bak burada bir örnek aldım, dinleyerek, görmeden canlandıramazsın. Mesela Romanın kahramanlarından Cahit’le, Özge, Meryem konuşuyorlar. Özge: diyerek konuşuyor, sonra Cahit:, sonra Özge:… tüm konuşmalar sayfalarca bu şekilde ilerliyor. Veya Cahit telefonla konuşurken Cahit:, sonra Telefon:, sonra Cahit, sonra Telefon: böyle devam ediyor. Adeta telefon bir insan ve konuşuyor, telefondaki ses yok. Diğer durumlara örnekler biraz uzun olacağı için buraya almadım, ama hepsi romanda mevcut. Abi sen böyle parça parça örnekler not almışsın, güzel de; dediğin gibi  bunu romanı okuyarak bütünlüğü içinde görsem daha iyi olmayacak mı? Araya bir girmesen bitirsem, bu durumu göz önünde tutarak bolca alıntılarla sana anlatmaya çalışıyorum ya, ısrarla kitabı vermiyorum, söylemiyorum sana, bak buraya da getirmedim, anla işte neden böyle yaptığımı!!! Anladım, anladım şimdi, sen devam et abi Biraz yavaş gidiyoruz, muhabbet de çok uzadı, farkındayım, tamam hızlanıyorum…

Romanın kurgusunda tutarsızlıklar, rüya motifine dönüşler ve olaylar arasında bağlantı kopuklukları, inandırıcılıktan uzak karşılaşmalar, kişilerin tanıtım özellikleriyle eylemlerinin, konuşmalarının sıkça çelişmesi… Bunlara da örnekler verelim ki daha net anlaşılsın.

Cahit istemediği halde bağlı olduğu tarikata dönmek zorunda kalır demiştim, arkadaşıyla hocalarının yanına giderler, hoca derstedir, rahatsız etmek istemeyip beklerlerken hoca Cahiiiit diye seslenir, hocanın yanına gittiklerinde, yanındaki arkadaşa Cahit’i göstererek; ‘ Bu kim?’ der. Cahit birkaç dil bilen, dini bilgisi ve altyapısı da sağla, El Kazvini’nin Telhis’ine kadar bilgilidir, lisede ve üniversitede dini konularda son derece hsssas biriyken dünyevileşmeye karar verir, barlardan çıkmaz olur, hayat kadınlarına kendisine gelen vahyi tebliğ etmeye kadar vardırır işi. Burada inanılmaz abartı, inandırıcılıktan uzak olaylar, konuşmalar vardır. Bazı diyalogların gayet güçlü olduğuna da hakkını iade edeceğim ama bunlar, romanın geneline yayılan bu anlattığım kusurlardan dolayı eriyip gidiyor. Yani yazar, bu son derece orijinal konuyu çok daha başarılı anlatabilir, çok daha başarılı harika bir roman ortaya koyabilirmiş, yani yazarın hamuru, özü sağlam. Şimdi bu notlarımı da verecek olursam bizim konuşma sabaha kadar uzayacak, geçiyorum burayı da. Sana romandaki akla yatmayan karşılaşmalardan, tesadüflerden yukarıda bahsetmiştim. Mesela lise arkadaşlarından Özge’yi yıllar sonra görür ve onu; ‘ Seni yalnızlığıma buyur ediyorum çok değerli Özge hanımlar’ şeklindeki karşılama nezaketi bir anda ve nasıl geliştiği anlaşılmayan bir kurguda fahişelerin, sürtüklerin, piçlerin, iktidarsızlıkların, döllerin vs. geçtiği abartılı bir konuşmaya geçer. Aynı çelişki romanın sonuna kadar devam eder. Lise aşkı Meryem, sevilenken bir anda abartılı hakaret ve hitapların yöneltildiği bir pisliğe dönüşür. Bu değişken ruh hali geçişlerinden romandaki tüm kahramanlar nasibini alır. Bu durum sadece arkadaşlar arasında yaşanmaz. Cahit’le babası, Cahit’in arkadaşı Cem’in annesi ve babasıyla konuşmalarında inanılmaz diyalog tutarsızlıkları mevcut. Abi örnekler vermeden hızla geçiyorum, geçiyorum diyorsun ama örnek olmayınca da havada kalıyor söylediklerin. Haklısın, böyle olmayacak, unutturma yarın kitabı sana vereyim oku, oku ama sakin ol, neyse ki benim gibi hazırlıksız yakalanmayacaksın, sinirlenme, sakin ol tamam mı? Dediğim gibi romanın  ve yazarının daha başarılı bir iş kotarabilecek kapasiteye ziyadesiyle sahip olduğunu da unutma. Niye böyle diyorsun abi, bak şimdi daha çok merak etmeye başladım her şeyi.  İnanılmaz Özge- Cahit, Cahit-babası, Cem- annesi ve babası, Cahit-lise aşkı Meryem konuşmalarını okuduğunda, ya da şöyle desem daha doğru olacak okumayı başarabildiğinde ne dediğimi daha iyi anlayacaksın. Ben romanı okurken ve tekrardan okuduktan sonra başka romanlara geçtiğimde odaklanma şeklim değişti, her an bariz hatalar, yanlışlar, çelişkiler çıkacak diye tetikte bekler buldum kendimi. Roman kahramanı gençlerin bir araya geldiklerinde her konuşmayı; ‘ Hey Cahit, hey Özge vs.’ hitaplarıyla başlatmaları; fetişin fetişiste, fantezinin fantazyaya dönüşmesi; gülümseme serpiştirmeler, barda peygamber kıssaları, sanat müziği türkü dinlemeler hatırlamalar ve benzeri kusurlarla dolu okumaya hazırlıklı ol. Allah’ın varlığı merkezli felsefi yanlış çıkarımları, argoda sınırları ziyadesiyle zorlayan diyalogları söylemiyorum bile. Bir bakıyorsun Cahit çeviriler de yapan, kültürlü, orijinal dilinde şiirler okuyup, çevirisini anında kafadan yapan bir örnek insan, sonra bir anda hayasızca konuşmalar, davranışlar. Olması gerektiği gibi başlayan konuşmalar, tepkiler; bir bakmışsın romanda nasıl olduğu anlaşılmaz, kurgulanamamış bir şekilde sınırlar ötesi en uç küfürlere, hakaretlere dönüşüvermiş. Abi burada dur şimdi, edebi eserde yazar özgür olmayacak mı, fazla ahlakçı düşünmüyor musun bu konuda Sana dediğim gibi burada gerek sözü uzatmamak, gerekse bazılarını elim dilim varmadığı için somut örnekler veremedim, kitabı okuyunca söylediğim her şeyi çok daha iyi anlayacaksın. Asıl amacım da ahlak bekçiliği değil, buraya yoğunlaşma, bunları kusur olarak değil, anlık çıkışların, tepkilerin yazarın yaşadığı aşırı hassasiyetten iyi kurgulayamadığını vurguluyorum. O zaman bağlayalım mı hocam, vakit de geç oldu, ne dersin? Şimdi umarım şunu anlamışsındır; romanın yazarını yakından tanımıyorum, tanışmıyoruz da, sadece başta dediğim gibi internetteki gezintim sırasında ne işle iştigal ettiğini gördüm, şaşkınlığım daha da arttı, bunu da şimdi sorma bana, kitabı eline alınca, benim gibi biraz internet sörfü yaptığında sen de benim gibi şaşıracaksın, romandaki anlık çıkışları, değişimleri, abartılı agresif dili, dini konulardaki cesur(!) çıkışları, hayal dünyasındaki problemleri ve buna benzer durumları anlamlandırmakta zorlanacaksın benim gibi. Ben kimsenin ideolojisine, yazma hürriyetine karışmam, tarzım değil; kutsala ya da toplumsal yaşama aykırı gelen aşırı uç fikirleri için de kendi dünyamda ve elden geldiğince suçlamadan, yargılamadan izah etmeye çalışırım. Burada üzerinde durduğum nokta edebi nitelik, konuşmamızda da buna ağırlık vermeye çalıştım dikkat edersen…

YORUMLAR

  • 0 Yorum