Bayburtlu Zihni, hece vezniyle de şiirler yazan bir şairimizdir. Şiirlerinin çoğunluğunu aruz vezni ile yazdıkları teşkil etmektedir. Hatta, bütünüyle bu vezinle kaleme alınan şiirlerinden meydana gelen, "Dîvân"’ı basılma şansını da bulabilmiştir. Diğer iki eseri ise yazmalar halinde çeşitli kütüphanelerimizin raflarını süslemektedir. Bu açıdan ele alındığında, Bayburtlu Zihni’nin aruz vezni ile yazdığı şiirlerinin daha çok tanınacağı sanılabilir; ama durum böyle değildir.Vaktiyle Zihni’yi bir kitabına konu olarak alan Fındıkoğlu ile antoloji sahibi Köprülü, şairimizin daha çok hece vezni ile yazdığı şiirleri vasıtasıyla tanınmasını sağlamışlardır. Onun, aruz vezni ile yazdığı şiirlerinden birkaç tanesi, Fındıkoğlu ile İnal’da yer almaktadır. Biz, onun kitap haline getirilip basılan veya yazma olarak raflarda bekleyen eserlerini tanıtırken bu tür şiirlerine de ana hatlarıyla temas edeceğiz.A) DiVAN-I ZİHNi"Divan", şairimizin oğlu Ahmed Revayi tarafından 1293/1876 yılında, İstanbul’a Tavşantaşı’nda, Matbaa-i Süleyman Efendi’de basılmıştır ("Divan", Birinci Bölüm, 72 sayfa, İkinci Bölüm, 84 sayfa). Eser 76+84=160 sayfadır.Eserin sonunda yer alan 19, “müfredat” bölümündeki son beyti değerlendiren İnal, birinci mısradaki “yek nüsha-i aşkım” ifadesinden 1255, “sagarde” kelimesinden de 1270 tarihini çıkarmakta, fakat açık olarak bir şey söylememektedir:"Ezel te’lifinin tarihidir yek nüsha-i aşkım""Bu tebyizin dahi oldu tamamı sal-i sagarde"Kolayca anlaşılacağı üzere 1255 tarihi, "Divan"’ın Bayburtlu Zihni tarafından tamamlanmasına, 1270 tarihi ise tekrar gözden geçirilmesine işaret etmektedir. Ölümüne kadar geçen devrede yazdığı şiirleri "Divan"’ına kendisinin mi, yoksa ölümünden 16 yıl sonra eseri bastıran oğlunun mu aldığını bilemiyoruz.Mesela, Birinci Bölüm’ün sonunda yer alan birkaç tarih arasında 1270, 1272, 1274 yıllarına işaret edenler de vardır. Bu şiirlerin arasında görülen bir başkası ise 1262 tarihini taşımaktadır. Matbu, "Divan"’ın ketebesinde yer alan, “... bi-ma'rifeti Ahmed Revayi müellif-zade” ifadesi, hayırlı evladın baba yadigarına sahip çıktığının güzel bir işaretidir; ancak bu sahip çıkma, eseri sadece bastırma şeklinde mi gerçekleşmiştir, yoksa babasının düzenlediği şekle girmemiş olan şiirleri ilave etme ve "Divan"’a yeni bir şekil verme şeklinde mi olmuştur, bilemiyoruz.İnal, Bayburtlu Zihni’nin "Hikaye-i Garibe" adlı yazma eserinin mukaddimesinden naklen, “1255’te mükemmel "Divan"’ını tertib ve Babali’ye takdim ve hocalık rütbe-i celilesine” nail olduğunu kaydederse de (1941: 2016; 1969: 1972) görebildiğimiz tek yazmada ne böyle bir “mukaddime” ve ne de benzer bir ifade vardır. Hatta yazmanın sonunda yer alan “müellif-i hakir” bölümünde de (26 a-b) benzer bir ifadeye rastlanılamamıştır.İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde Türkçe yazmalar bölümünde 20 numarada kayıtlı bulunan "Divan"’ın sahibi olarak Bayburtlu Zihni gösterilmektedir. 86 varaklık bu yazma divan, başka bir Zihni’ye aittir. Ne bu "Divan"’ın başındaki mensur kısım, ne de sonundaki tarihler bu eserin şairimize ait olduğunu gösterebilmektedir. Eserin kopye edilmesi ile ilgili tarihin 1199 olduğunu söylersek durum kendiliğinden açıklığa kavuşacaktır.Kaynaklar, "Divan-ı Zihni"’yi “mürettep” olarak kabul ederler (Kırzıoğlu, 1942, 11; Fındıkoğlu, 1950, 33). Mürettep divanlar sırasıyla şu bölümlerden meydana gelir:1. Kasa’id Bölümü: Tevhid, tahmid ve münacaatlar (Allah için yazılan şiirler), na’tlar (Hz. Peygamber için yazılan şiirler), dört halife, tarikat büyükleri, zamanın padişahı, vezirler ve şeyhülislam ile diğer bazı zevat için söylenen kasideler bu bölüme girer.2. Tevarih Bölümü: Büyük zaferler, yeni yapılan mimari eserler, doğum ve ölüm gibi şiirle anılması adet olan bazı vakalar ve benzerleri için söylenmiş tarihler bu bölüme girer.3. Musammatlar Bölümü: Kaside ve gazel tarzı dışında olan manzumeleri içine alan bölümdür.4. Gazeliyyat Bölümü: Kaside ve gazel tarzı dışında olan manzumeleri içine alan bölümdür.5. Müfretler Bölümü: Mukattaat (kıtalar), metali’ (matlalar), müfredat (kafiyesiz mısralar), muammiyat (muammalar), lügazlar, şarkılar, mesneviler bu bölüme girer.Ancak, "Divan-ı Zihni"’de bu sırayı bazı değişikliklerle görmekteyiz. Bunda, hece vezni ile de şiirler yazan bir şairin rahatlığını aramalıyız.SANATIBayburtlu Zihni’nin Türk Edebiyatı içindeki yerini tespit etmek, ondan sonra da sanatına eğilmek daha faydalı olacaktır kanaatindeyiz. Zira, onu değerlendirirken mensubu bulunduğu edebiyat dairesinin bilinmesinde sayısız faydalar vardır. Evet; şairimiz, hatta bir yerden sonra yazarımız edebiyatımızın hangi koluna mensuptur?Harf inkılabından sonra kaleme alınan edebiyat tarihlerinin tamamı, Zihni’yi “halk edebiyatı” çerçevesi içinde mütalaa etmiştir. Hatta liseler için hazırlanan ders kitapları da Zihni’yi “halk edebiyatı”na mensup şairlerin arasında saymıştır. Bu değerlendirme ne dereceye kadar doğrudur veya bu değerlendirmeye eklenecek sözümüz var mıdır, onu kısaca ele almak istiyoruz.Bayburtlu Zihni, eserleri bahsinde de gördüğümüz üzere, bir divan tertip etmiştir. O halde Zihni, aruz vezni ve Doğu kültürü ile ilk defa karşı karşıya gelen on yedinci yüzyılın aşıklarından Gevheri ve aşık Ömer’den beri divan tertip eden ilk aşık olmaktadır. Bu arada yer alan ünlü adlardan Konyalı aşık Şem’i’nin dışında Erzurumlu Emrah, Dertli, Develikli Seyrani gibi şairlerin birer divanının olması da dikkati çekicidir. (Emrah’ın ölümünden çok sonra "Divan-ı Emrah" adıyla bastırılan şiirlerinin bir “Divan” olmaktan çok onların topluca verildiği bir risale olarak görmek daha doğru olacaktır.) Kanaatimizce, Zihni, "Divan" tertip edip saraya sunan ilk ve son aşığımız olmaktadır.Bayburtlu Zihni’nin, "Sergüzeştname"’sini inceleyenler, onun ikinci bir cephesini daha yakalayacaklardır. Zihni, mısraı bir cephesini daha yakalayacaklardır. Zihni, mısralarıyla haksızlıkların üzerine giderken hicvi de ihmal etmeyen şairdir. O, gerektiği zaman iyilikleri sebebiyle övdüğü bir kişiyi hataları sebebiyle de hicvedecek kadar bu işten zevk almaktadır. "Sergüzeştname", adeta bir hiciv külliyatı gibidir. Bu eserinde yer alan destanlar onun aşık edebiyatıyla ilgili cephesini meydana getirmektedir."Kitab-ı Hikaye-i Garibe" ise Bayburtlu Zihni’nin şairliğinin yanında yepyeni bir cephesini daha ortaya koymaktadır. O, adeta bir romancı edasıyla bir hikaye kaleme almış, bunu şairliğinin verdiği bir alışkanlıkla kaside, mesnevi, gazel vs. ile süslemiştir.O halde Zihni, sadece bir “halk şairi” olmayıp, aynı zamanda “divan şairi” ve “divan nasiri”dir. Bize göre Zihni, ikinci veya üçüncü sınıf bir divan şairi, dili ağdalı bir halk şairi ve son olarak da nasirdir. Halk edebiyatında nesir bulunmadığı için, örneklerini sadece Zihni’de görebildiğimiz bir uzun metin ile birkaç küçük metni onun nasirliğini ortaya koyan örnekler olarak görebiliriz.Bayburtlu Zihni’nin dikkati çeken bir diğer yönü de birden fazla üslûba sahip olmasıdır. O, adeta yazacağı şiire göre değişik bir üslûp kullanmış, böylece konu ile arasında daha esnek bir bağ kurabilmiştir. Ali Namık veya Tahsin Bey için nefretini mısralaştırırken bir kaya kadar sert, otlakçıyı hicvederken son derece öfkeli, gazellerinde ise bir Fuzûli, bir Baki kadar şairdir. "Kitab-ı Hikaye-i Garibe"’de Ermeni kahya ve Abdullah Bey’in anlatıldığı satırlardaki farklı üslûplar da bu görüşümüzün başka açıdan görünüşüdür.
Yaşam
Yayınlanma: 07 Eylül 2026 - 13:50
Bayburtlu Zihni
Bayburtlu Zihni, hece vezniyle de şiirler yazan bir şairimizdir. İşte şairle ilgili detaylar..
Yaşam
07 Eylül 2026 - 13:50







