Kanserle mücadelede küresel bilim camiasını heyecanlandıran en büyük "breakthrough" (çığır açıcı) haber, dünyanın en uç ve en izole noktası olan Antarktika'dan geldi. Kutup sularında biyoçeşitlilik üzerine devasa bir saha taraması yürüten uluslararası deniz biyologları ve farmakologlar, su altı ekosisteminde milyarlarca yıldır hayatta kalmayı başaran ilkel bir canlı türünü laboratuvar merceği altına aldı. Gerçek bilimsel verilere ve resmi üniversite raporlarına dayanan sonuçlar, modern onkoloji dünyasında tüm ezberleri kökten bozacak cinsten.
Dondurucu Derinliklerden Gelen Mucize: Palmerolide A
Antarktika Yarımadası etrafındaki dondurucu sularda yaşayan ve dışarıdan bakıldığında basit bir bitkiyi andıran omurgasız "deniz fıskiyesi" (sea squirt) canlıları, kendilerini dondurucu soğuktan ve yırtıcılardan korumak için çok güçlü kimyasal bileşikler salgılıyor. Bilim insanlarınca bu canlılardan izole etmeyi başardığı "Palmerolide A" adı verilen özel bir molekülün, insan sağlığı üzerindeki etkileri test edildiğinde şok edici bir gerçekle karşılaşıldı.
Laboratuvar ortamında yapılan klinik testlerde, bu bileşenin en agresif ve en ölümcül cilt kanseri türü olarak bilinen melanom (melanoma) hücrelerini hedef aldığı ve kanserli dokuyu çok kısa bir sürede tamamen tasfiye ettiği gözlemlendi.

Keşfin Mimarı Dr. Bill Baker: "Hedefimiz Hastaya Zarar Vermeden Kanseri Vurmak"
Araştırmayı Antarktika'daki Palmer İstasyonu yakınlarında yürüten ve bu gizemli bileşiği ilk kez izole eden Güney Florida Üniversitesi (USF) Kimya Profesörü Dr. Bill Baker, uluslararası bilim dergilerine yaptığı resmi açıklamada keşfin hayati önemini şu sözlerle aktardı:
"Antarktika sularında yaşayan bu deniz fıskiyesinin (Synoicum adareanum), bünyesinde barındırdığı özel bir bakteri sayesinde 'Palmerolide A' metabolitini ürettiğini saptadık. Bu bileşiğin en büyük mucizesi, normal insan hücrelerine hiçbir zarar vermeden sadece ölümcül melanom hücrelerini hedef alıp yok etmesidir. İlaç geliştirmedeki en kritik eşik seçiciliktir; çünkü amacımız hastanın sağlıklı dokularını katletmeden sadece hastalığı tedavi etmektir. Doğanın milyonlarca yıllık izolasyonla dondurucu sularda ürettiği bu kimyasal savunma mekanizması, onkolojide çığır açacak güçte."
Profesör Dr. Dennis Hall: "Mevcut Kemoterapilerden 3 Kat Daha Güçlü"
Molekülün laboratuvar ortamında sentetik olarak kopyalanması ve kitle üretimine uygun hale getirilmesi üzerine çalışan Kimya Profesörü Dr. Dennis Hall ise klinik sonuçların heyecan verici olduğunu belirtekti:
"Palmerolide A bileşiğinin melanoma karşı gösterdiği biyolojik seçicilik ve yok etme potansiyeli tek kelimeyle olağanüstü. Mevcut kemoterapi stratejileri maalesef melanom hastalarının dörtte birinden daha azında etkili olabiliyor ve hastanın bağışıklık sistemini hantal bir şekilde çökertiyor. Doğal bir maddeden elde edilen bu ajan, melanom hücrelerinin içindeki 'V-ATPase' enzim mekanizmasını kilitleyerek kanseri doğrudan aç bırakıyor. Bu, melanoma karşı neredeyse çaresiz kalan kemoterapi dünyasına gerçek bir umut ışığıdır."
Kemoterapinin Hantal Dönemi Kapanıyor mu?
Bilinen klasik onkoloji tedavileri (kemoterapi ve radyoterapi), kanserli hücreleri öldürürken vücudundaki sağlıklı bağışıklık dokularını, saç köklerini ve organ hücrelerini de hantal bir şekilde katlediyor.
Ancak Antarktika deniz fıskiyesinden elde edilen bu mucizevi bileşen, adeta akıllı bir yazılım gibi çalışıyor. İnsan vücudundaki sağlıklı ve normal hücrelere milimetrik olarak hiçbir zarar vermiyor, onları tamamen es geçiyor ve doğrudan melanoma hücrelerinin merkezindeki enerji üretim mekanizmasını kilitleyerek kanseri hücresel düzeyde aç bırakıp yok ediyor.
Bileşenin sentetik olarak laboratuvarda başarıyla çoğaltılması ve insanlı faz deneylerine geçilmesi için tıp otoriteleri ve dev ilaç şirketleri şimdiden milyarlarca dolarlık bütçelerle düğmeye bastı.
Kaynak: BBC sciencefocus.com





