Yaklaşık 2 yıldır bir virüs ve onun adını bile hatırlayamadığımız varyantları ile meşgulüz. İlk defa duyduğumuzda küresel çapta böylesine bir tahribat yaratacağını sanırım kimse düşünmemişti. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” söylemlerini umursamayanlar arkalarına dönüp baktıklarında bu ifadelerin boş yere kullanılmadığını sanırım anlamıştır.
100’den fazla ekonomistin katkılarıyla hazırlanan “Dünya Eşitsizlik Raporu 2022” pandemi sürecinin hane halkına etkilerini ortaya koyuyor. Ünlü ekonomistler ve sosyal bilimcilerden oluşan bir çalışma grubunun hazırladığı rapora göre dolar milyarderlerinin küresel servetteki payları 2020 başlarında %2 iken %3,5’a çıkmış durumda. Dolar milyonerlerinin payı ise %10’dan, %11’e çıkmış.

Gelişmiş ülkelerin bu süreçte dağıttığı teşviklerin yoksullukta çok keskin artışlar olmasını önlediği ancak dünyada birçok insanın bu imkânlardan faydalanamadığı belirtilmiş. Dünya’nın en zengin %10’luk kesiminin küresel gelirin yarısından fazlasını kazandığı ve toplam servetin %75’ini ellerinde tuttukları ve bu durumun onlara daha fazla iktidar ve etki gücü sağladığı vurgulanmış.
ABD ve Avrupa Birliği hükümetlerinin destekler konusunda daha cömert davrandığı ve bunun artan eşitsizliğin, düşük gelir grubu üzerindeki etkisini sınırladığını belirten raporda sosyal devlet vurgusunun yoksullukla mücadelede son derece önemli olduğu belirtilmiş. Hükümetlerin vergi reformu adı altında hayata geçirdikleri eylemlerin dev şirketlere büyük muafiyetler sağladığı bunun ise vergilendirilmesi gereken milyarlarca dolara muafiyet getirdiği raporda yer alıyor.

Latin Amerika ve Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi dünyanın en adaletsiz coğrafyaları olarak öne çıkarken, bu bölgelerde servetin %80’e yakını en zengin %10’un elinde. Hakikaten pandemi süreci küresel olarak başlayan dönüşümlerin hızlanarak ülkelerin kendi içlerinde var olan eşitsizlikleri artırmıştır. Her zaman olduğu gibi bol likidite eşitsizlikleri artırdığı için bu borçların nasıl ödeneceği veya ödenebilmesi için sürdürülebilir yüksek büyüme dönemlerinin nasıl hayata geçeceği bilinmeyen bir denklemdir.
Küresel ekonominin sürdürülebilir bir büyüme yakalayabilmesi bu eşitsizliğin azalması noktasında son derece önemlidir. Diğer türlü finansal çözüm veya Merkez Bankaları’nın kurtuluş reçetesi olarak sundukları her yöntem tüm dünyada sadece eşitsizliğin daha çok bozulmasından başka bir işe yaramamaktadır.







